Monday, January 29, 2007

Enerji aydınlatacak mı karartacak mı?


Enver Şat-enversat@mynet.com

Bu yıl hiç iyi başlamadı. Yapılanlara ve yapılacağı söylenenlere baktığımızda ise durumun daha da kötüleşeceği açıktır.
Enerjinin özelleştirilmesi basit bir ticari faaliyet değildir. Örneğin; Sümerbank’a ait ayakkabı fabrikasının özelleştirilmesiyle, enerjinin özelleştirilmesinin aynı şey değildir. Sümerbank ya da Tekel’e ait bir işletmenin özelleştirilmesi demek; halkın alın teri göz nuruyla yapılan birikimlerinin bir kısmının önce yerli sömürgenlere, sonra da direk emperyalist sermayelere gitmesi demektir. Bu olay elbette ki kötüdür, savunulacak bir tarafı yoktur, ülkenin ve halkın zararına olan bir uygulamadır ve buna karşı mücadele etmek gerekir. Ama enerjinin özelleştirilmesi, bir anlamda ülkenin özelleştirilmesidir. Bu ülkeyi dağıtacak en önemli uygulama enerjinin özelleştirilmesidir. Enerjinin emperyalist sermayenin eline geçmesi ise; iç savaştan beter bir durum ortaya çıkartacaktır. Çünkü ekonominin tekrar ayağa kalmasının önü kesilmiş olacaktır.
Elimde Makine Mühendisleri Odası’nın “Enerji Politikaları Yerli, Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Raporu” var. Zaman zaman bu rapordan alıntılar yapmaktayım yazılarımda. Değerli bir çalışma. Ayrıca Mustafa Kadıoğlu’dan aldığım Elektrik Mühendisleri Odası’nın “Türkiye Karanlıkta Kalmasın Elektrik Özelleştirilemez” isimli broşürü bulunmakta. Halkın aydınlatılması için güzel bir çalışma yapılmış.
EMO’nun broşüründe de belirtildiği gibi enerjideki özelleştirmeleri uluslararası büyük şirketler ve özel sektör ısrarlı bir şekilde istemektedirler. Bunun önemli bir nedeni enerji sektörünün çok karlı bir alan olmasıdır. Ama olayı sırf bu kısmıyla değerlendiremeyiz. Çünkü enerjinin özelleştirilmesi; aynı zamanda ekonominin denetiminin de bu kesimlerin eline bırakılması demektir.
Küresel anamalcılık daralan kâr payını artırabilmek, en azından şimdiki durumunu koruyabilmek için hizmet sektörüne, tarım, enerji, bilişim gibi alanların getirimine göz dikmiş durumda. Emperyalizmle işbirliği içerisinde olan yerli firmalar bu alanlardaki özelleştirmelerden şimdilik kaydıyla oldukça büyük karlar elde edeceklerdir. Ama zaman içerisinde ellerindeki işletmeleri gene bu küresel güçlere kaptırmaktan kurtulamayacaklardır. Çünkü her ne kadar dolar milyarderi zenginlerimizin sayısı 26 kişiyi bulmuş olsa da; bizdeki burjuvazi hem emperyalist sermayenin eklentisi durumundadır, hem de emperyalist sermayeyle boy ölçüşecek güçte değildir. Anamalcılığın geldiği bu küreselleşme ortamında, anamalcı düzen içerisinde kalkınmayı hedefleyen ülkelerde, “milli sermaye”, veya “milli burjuva”dan söz edilemez. Günümüz koşullarında bizim gibi “çevre ülkelerde” milli sermaye ancak kamu sermayesidir. Kamunun elindeki kurumların elden çıkartılması; ulusal ekonominin uluslararası tekellere devredilmesinden başka bir şey değildir.
Şimdi enerjinin ulusal yatırım olmaktan çıkmasının ne anlama geldiğini sanırım enerjinin ekonomideki rolüne baktığımızda daha iyi anlamaktayız. Bir ülkede ve dünyada, enerjiyi elinde bulunduran güçler, etki alanları içerisindeki coğrafyada ekonomiyi de ellerinde bulunduracak güce sahip olurlar. Çünkü enerji olmadan hiçbir ekonomik faaliyet olamaz. Enerjinin ucuz ve güvenilir olması veya olmaması ise o ülkede ekonominin kaderini belirlemektedir. Bu nedenledir ki; enerjiye sahip çıkmak, ülkeye sahip çıkmaktır.
Kısacası bir ülkeyi tek bir kurşun atmadan köleleştirip, onun yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürmek istiyorsanız, ekonomisinin denetimini ele geçirmeniz yeterlidir. Ondan sonra bırakın gönderlerinde kendi bayrakları dalgalansın. Hatta onlara dev boyutlarda bayraklar yaptırıp, dev gibi direklere astırın. Her fırsatta milli marşlarını okumalarını teşvik edin ki onlar bağımsız olduklarını sansınlar.
Sahi, ekonominin dizginleri kimlerin elinde?

ABD’de onbinler işgale karşı yürüdü

ABD’nin başkenti Washington’da onbinlerce savaş karşıtı, Irak işgalini ve Bush’un işgal stratejelerini protesto etti

ABD’de onbinlerce savaş karşıtı, Irak işgalini ve ABD Başkanı George Bush’un işgal politikalarını başkent Washington’da büyük bir eylemle protesto etti.
Ülkedeki birçok işgal karşıtı örgütün ortaklığında düzenlenen eyleme; asker aileleri, gaziler ile yedek askerler, bazı Demokrat Parti üyesi Kongre üyeleri ile Jane Fonda, Sean Penn, Susan Sarandon ve Tim Robbins gibi ünlü sinema oyuncuları da destek verdi. Başkent Washington’daki ulusal anıtın önünde toplanan onbinlerce kişi, “Irak’ta işgale son”, “Birlikleri hemen eve getirin” sloganları attı.
‘Daha fazla askere hayır’
Başkentteki savaş karşıtları, Irak’taki işgalin son bulmasını, Amerikalı askerlerin derhal geri getirilmesini talep ettikleri eylemde ayrıca, ABD Başkanı George W. Bush’un, “yeni Irak stratejisi” doğrultusunda Irak’a ek asker gönderme planlarına da karşı olduklarını belirttiler.
Tertip komitesi, eyleme 100 binden fazla işgal karşıtının katıldığını ifade ederken “bu sayının, Irak işgali başladığından bu yana başkent Washington’da toplanan en büyük kalabalık olduğunu” vurguladı.
ABD’nin en batısındaki California eyaletinde de San Francisco, Los Angeles ve Sacramento kentlerinde, daha küçük boyutlu olarak işgal karşıtı protesto gösterileri düzenlendi. Washington’daki eyleme, ABD’nin 40 ayrı bölgesinden bin 400’ü aşkın yerel örgüt, binlerce aktivist ve insan hakları savunucusu katıldı.
ABD Kongresi’nin hemen dışındaki eylemle, Bush hükümeti üzerinde işgal politikalarının sona erdirilmesi için baskı kurmayı amaçladıklarını vurgulayan işgal karşıtları, savaşa daha fazla bütçe ayrılmasına da tepki gösterdiler. İki saat boyunca süren gösteri, renkli görüntülere de sahne olurken bazı asker aileleri ise Irak’ta kaybettikleri yakınlarının resimlerini taşıdılar.
Bush’a net mesaj
Eylemi düzenleyen örgütlerden “Barış ve Adalet için Birlit Grubu” (UPJG) üyesi Hani Halil, eylemcilerin yeni seçilmiş olan Kongre’ye açık bir mesaj gönderme istediğini belirterek “Kongre, Amerikalıların Irak’taki savaşa karşı olduğunu anlamalıdır” ifadelerini kullandı.
Başkentteki eyleme, 100’ün üzerinde Irak gazisinin katıldığını belirten “Barış Gazileri” örgütü yöneticisi Michael McPhearson, bunun yanı sıra özellikle Vietnam’da görev yapmış olan birçok askerin de gösteride hazır bulunduğunu belirtti.
Hawaii eyaleti emekli valisi ve Irak’taki işgale ortak olmayı reddeden, bu yüzden askeri mahkemede yargılanan ABD’li asker Ehren Watada’nın babası Robert Watada ise “Binlerce askerimiz ve yüzbinlerce Iraklı, bu savaş yüzünden canından oldu. Fakat biz halen Kongre’yi, Bush’a engel olmaya zorluyoruz” diye konuştu.
Irak’ta görev yapan 19 yaşındaki oğlunun resmini taşıyan Anne Chay ise “Savaş, Bush’un savaşı. Bizim evlatlarımızın orada olmasının bir anlamı yok” dedi. Eyleme katılan New Yorklu öğrenci Stephanie ise Amerikalı öğrencilerin Irak işgalini desteklemediklerini belirterek “Irak’a girmemizin hiçbir mantıklı tarafı yoktu. Daha fazla asker göndermek ise daha da mantıksız” diye konuştu.
Oyları ‘savaş bitsin’ diye verdik
Bazı göstericilerin anayolları da kapadığı eylemde, kalabalığa seslenen askeri istihbarat uzmanı çavuş Tassi McKee ise (26), hava kuvvetlerine “vatanseverlik ve üniversite masraflarını karşılamak için katıldığını” belirterek “Fakat Irak’a gittikten sonra, yalanları daha iyi görmeye başladım” ifadelerini kullandı. Amerikalıların son Kongre seçimlerinde, Irak’taki birliklerin artırılması için değil geri çağrılması için oy verdiklerini belirten “Washington Birleşik Kiliseleri Kongresi” başkanı papaz Graylan S. Hagler, “Oy verdiğimiz zaman, tek düşündüğümüz birliklerimizin eve geri getirilmesiydi” dedi.
Diğer yandan Beyaz Saray yönetimi, eyleme ilişkin bir açıklama yayınladı. Beyaz Saray sözcüsü Gordon D. Johndroe tarafından okunan açıklamada, “Başkan Bush, ifade özgürlüğünün ülkemizin en büyük özgürlüklerinden biri olduğuna inanıyor. Amerikalıların, Irak savaşı konusundaki kafa karışıklıklarını anlıyor ve yeni Irak stratejisinin bunu aşacağını düşünüyor” ifadelerini kullandı. (DIŞ HABERLER)

Fonda, yıllar sonra yeniden alanlarda
ABD’nin başkenti Washington’daki gösteriye, bazı işgal karşıtı sinema oyuncuları ile sanatçılar da katıldı.
Uzun yıllar önce Vietnam Savaşı’na karşı düzenlenen gösterilerde aktif rol alan ünlü sinema oyuncusu Jane Fonda, 34 sene aradan sonra ilk defa Washington’daki savaş karşıtı protestoya katılarak “Sessiz kalmak artık bir seçenek değil” dedi.
Fonda, onbinlerce Amerikalıya ithafen yaptığı konuşmada ayrıca, “Görünen o ki yeniden aktif olmanın zamanı geldi. Yeniden sesimizi yükseltmenin zamanı geldi. Sessiz kalmak artık bir seçenek değil. Fakat burada olmamız, geçmişten, en önemlisi de Vietnam Savaşı’ndan ders almadığımızı gösteriyor” dedi.
Aktör ve yönetmen Sean Penn de ABD Kongresi’nin, Irak işgalini durdurma yönünde etkili önlemler almaması durumunda, 2008 seçimlerinde halk tarafından cezalandırılacağını söyledi. Mitingde, sinema oyuncuları Susan Sarandon ve Tim Robbins de birer konuşma yaptı. (DIŞ HABERLER)

Tuesday, January 23, 2007

Funk

funk, groove kavramının üzerine kurulu bir müzik türüdür, bol slap'li bir heavy bass line, chicken scratch gitar ritmleri, aksak ve bol zil vurgulu davul beat'leri, sağlam horn aranjmanları, yine oldskool tarzda prophet veya obx synth'den çıkacak funky bir tını, sağlam perküsyon ve cowbell darbeleriyle bu kavram tamamlanır... herbie hancock ve james brown'ın çıkardıkları söylenir fakat the meters, tower of power, bar kays gibi gruplar funk'ı tanımlayan isimler olmuşlardır.. funk öyle tek başına bir müzik türü değildir, belirli türlere ayrılmıştır, o yüzden çoğu kişi iki parça horn kuplesi duydu diye:
''ehehe disco lan bunlar abimin gençliğinde dinledikleri şeyler iste..''
diye garip yorumlar yaparlar, özellikle 70'lerin sonunun funk müzikalitesi disco/pop izlenimi verir, evet doğrudur ama yine de hepsi disco/funk diye kategorize edilemez. funk kendi arasında dallara ayrılır:

*sophisticated funk yani hafif pop etkileşimli funk alanında:

the brothers johnson
l t d*
brooklyn bronx and queens band
invisible man s band
dayton
keni burke
faze o
norman connors
rafael cameron
kool and the gang*
ray parker jr and raydio*
bbq band
earth wind and fire*
kleeer
narada michael walden
elusion
marc sadane
peter brown
rj s latest arrival
eastside connection
patrice rushen *
gq
fat larrys band
players association
mfsb
crown heights affair
one way
players association
musique
a taste of honey
change
starpoint
lee dorsey
aurra
atlantic starr
bobby thurston
the sos band
ashford and simpson
teena marie
the commodores
prince
billy ruffin
cameron
stargard
mcb
candy bowman
breakwater
kleeer
skyy
yarborough and people
instant funk
chic
con funk shun
twennynine
new horizons
dexter wansel
five stairsteps
atmosfear
al hudson
first choice
switch
esg
positive force
unlimited touch
charles veal
carl carlton
chris mills
cliff dawson
side effect
high fashion
sunfire
shotgun*
brainstorm
mantus
kwick
zoom*...

*minneapolis funk yani prince'in öncülüğünü yaptığı zaman zaman sert ama çoğunlukla hissiyatlı ve synth katkılı 80'lerde oluşmuş nu wave funk alanında:

alexander o neal
prince
jesse johnson
ready for the world
timex social club
glenn jones
club nouveau
levert
colonel abrams
cashflow
cherelle
the time*
kashmere...

*hardcore funk yani sapına kadar pop etkileşimsiz (dönemine göre pop etkileşimi de görülebilir) pure-funk alanında:

james brown
chocolate milk
mystic merlin
the jbs
james knight and the butlers
slave
cameo
parliament
henry mancini
funk inc
booker t and the mg s
captain sky
gil scott heron *
whatnauts
isley brothers
chicago gangsters
melvin bliss
t m stevens
kool and the gang *
george clinton
funkadelic
jerry knight
the fatback band
stretch
bootsy collins
general caine
the headhunters
brass construction
bootsy s rubber band
pleasure
vaughan mason and the crew
the counts
new birth
babe ruth
michael henderson
mass production
tower of power
the meters
graham central station
bar kays
skull snaps
isaac hayes
mighty ryeders
kay gees
war
harvey mason *
the voices of east harlem
one way
the blackbyrds
dennis coffey
the gap band
tyrone thomas and the whole darn family
ozone
webster lewis
lakeside
rick james and stone city band
brick
ingram
wild cherry
mandrill
sun *
rhythm heritage
jimmy castor bunch
jimmy mcgriff
heatwave
rose royce
the average white band
dynamic corvettes...

*electro funk yani synth ve vocoder katkılı 80'lerin başindaki furyada:

dazz band
d train
active force
newcleus
the system
hashim
twilight 22
west street mob
midnight star
ollie and jerry
break machine
jonzun crew
peech boys
mtume
planet patrol
timex social club
zapp*
tom tom club
active force...

*jazz funk veya fusion alanında:

herbie hancock
jimmy smith *
eddie henderson
james mason
gary bartz
bobby hutcherson
bobbi humphrey
the crusaders
alphonse mouzon
eugene mcdaniels
eumir deodato
lonnie liston smith
jimmy ponder
larry young
sonny rollins
richard groove holmes
stanley clarke
johnny hammond
jack mcduff
lenny white
george duke
bernard wright *
rodney franklin
patrice rushen
marcus miller
grover washington jr
tom browne
roy ayers *
bobby lyle
ron carter
dexter wansel
leon ware
idris muhammad ve aklima gelmeyen daha niceleri...

*british funk yani ada menşeili ve soul/jazz'in etkisini hissettirdiği akımda:

freeez
uk players
shakatak
central line
f.b.i
olympic runners
hi tension
level 42
beggar and co
the real thing
incognito
light of the world...

*deep funk yani hardcore funk'in daha sert ritmler ve deneysel melodilerle bezenmiş türünde:

bohannon
dyke and the blazers
incredible bongo band
b.t. express önemli isler çikarmis ve taninan gruplardir..

Monday, January 22, 2007

Ara Güler

Ara Güler yada istanbul fotografcısı, 16 Ağustos 1928'de İstanbul'da doğdu. Lisedeyken film sütüdyolarında sinamacılığın her dalında çalışırken Muhsin Ertuğrul'un tiyatro kurslarına devam etti. Çünkü Rejisör veya oyun yazarı olmak istiyordu. 1950'de Yeni İstanbul gazetesinde gazeteciliğe başlarken aynı zamanda İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesine devam etti. 1958'de Time-Life, Paris-Match ve Der Stern dergilerinin yakın doğu foto muhabirliği görevlerini üstlendi. 1961'de askerlik görevini tamamladı ve Hayat Dergisi'nde fotograf bölüm şefi olarak çalışmaya başladı. Aynı yıllarda Henri Cartier Bresson ile tanışarak Paris Magnum Ajans'ına katıldı ve İngiltere'de yayımlanan Photography Annual antalojisi onu dünyanın en iyi yedi fotografcısından biri olarak tanımladı. Yine o yılda ASMP'ye (Amerikan Dergi Fotografcıları Derneği) tek Türk üye olarak kabul edildi. 1962'de Almanya'da çok az fotoğrafcıya verilen Master of Leica ünvan'ını kazandı. İsviçre'de çıkan Camera dergisinde kendisine özel bir sayı ayırdı. 1964'de Mariana Noris'in ABD'de basılan Young Turkey adlı yapıtında fotografları kullanıldı. 1967'de Japonya'da çıkan Photography of the World anttolojisinde Richard Avedon ile birlikte bir dizi fotografı yayınlandı. 1967'de Kanada'da açılan İnsanların Dünyasına Bakışlar sergisinde, 1968'de New York Modern Sanatlar Galerisi'nde düzenlenen Renkli Fotografın On Ustası adlı sergide aynı yıl Almanya'da, Köln'de Fotokina Fuarı'nda yapıtları sergilendi. 1970'de Türkei adında fotograf albümü Almanya'da yayımlandı. Sanat ve Sanat tarihi konularındaki fotografları ABD'de Time-Life, Horizon ve Nesweek kitap bölümlerince ve İsviçre'de Skira Yayınevi tarafından kullanıldı. 1971'de Lord Kinross'un Hagia-Sophia (Ayasofya) kitabının fotograflarını çekti. Yine Skira yayınevince Picasso'nun 90.yaşünü için yayınlanan Picasso Metamorphose et unite adlı kitap için Picasso'nun foto-röportajını yaptı. 1972'de Paris Ulusal Kitaplık'ta sergisi açıldı. 1975'de ABD'ne davet edildi ve birçok ünlü Amerikalının fotograflarını çektikten sonra Yaratıcı Amerikalılar adlı sergisini Dünyanın birçok kentinde sergiledi. Yine aynı yıl Yavuz zırhlısının sökülmesini konu alan Kahramanın Sonu adlı bir belgesel film çekti. 1979'da Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin foto muhabirliği dalındaki Birincilik ödülü'nü aldı. 1980'de fotograflarının bir kısmı Karacan Yayıncılığın bastığı Fotograflar adlı kitabında basıldı. 1986'da Hürriyet Vakfı'nca basılan Prof. Abdullah Kuran'ın yazdığı Mimar Sinan kitabı'nı fotografladı. Aynı kitap 1987'de Institute of Turkish Studies tarafından İngilizce olarak yayınlandı. 1989'da Ara Güler'in Sinamacıları kitabı basıldı. 1991'de Dışişleri Bakanlığı için Halikarnas Balıkçısı'nın (Cevat Şakir Kabaağaclı) The Sixth Continent adlı kitabını fotoğrafladı. Bu arada Bütün dünyayı gezerek foto röportajlar yaptı ve bunları Magnum ajansı ile dünyaya duyurdu. Bu arada İsmet İnönü, Winston Churchill, Indira Gandi, John Berger, Bertrand Russel, Bill Brandt, Alfred Hitchcock, Ansel Adams, Imogen Cunningham, Salvador Dali, Picasso gibi bir çok ünlü kişi ile roportajlar yapmış ve fotograflarını çekmiştir. En ünlüsü fotografcılara poz vermeyen Picasso Roportajı'dır. Yıllarca üstünde çalıştığı Mimar Sinan yapıtlarının fotografları 1992'de Fransa'da, ABD ve İngiltere'de Sinan, Architect of Soliman the Magnificent adlı kitabı yayımlandı. Aynı yıl Living in Turkey adlı kitabı İngiltere, ABD ve Singapur'da Turkish Style başlığıyla, Fransa'da Demeures Ottomanes de Turquie adıyla yayımlandı. 1994'de Eski İstanbul Anıları, 1995'de Bir Devir Böyle Geçti, Yitirilmiş Renkler ve Yüzlerinde Yeryüzü, fotograf kitapları yayımlandı. Ara Güler'in fotografları Paris Ulusal Kitaplık'ta, ABD'de Rochester Georg Eastman Müzesi'nde Nebraska Üniversitesi Sheldon Koleksiyonu'nda bulunmaktadır. Köln Mueseum Ludwing'de Das Imaginare Photo Museum'da fotografları sergilenmektedir. Ara Güler, Türk fotografının ustalarından birisi olarak dünya fotograf tarihinde de seçkin bir yere sahiptir. Belgeci bir fotograf biçiminin ustası olması ona ün kazandırmıştır.

Ve fotoğraf çekmeye devam ediyor...

sabah kahvaltısı

Memleketimizin kurnazlıklarıyla ünlü kentlerinden biri de, malumunuz üzere Kayseri’dir. Kurnazlık kelimesi belki de biraz kaba kaçacak birazdan bahsedeceğimiz mevzuya; buna, desek desek, teşvik için geliştirilmiş bir yaratıcı düşünüce diyebiliriz herhalde. Havasından mıdır, suyundan mıdır bilemiyoruz ama böyle orijinal fikirler hep Kayseri’den çıkıyor.
Kayseri Organize Sanayi Bölgesinde metal iş kolunda faaliyet gösteren bir firma, sabah namazını teşvik etmek için yerel bir gazeteye ücretsiz kahvaltı dağıtacakları ilanını vermiş. Kayseri’de yayınlanan ‘’Kayseri Gündem’’ gazetesinin, birinci sayfasında yer alan ilan şöyleymiş: ‘’Duyuru-Ocak ayı içerisinde sabah namazına katılan herkese kahvaltı ikramımızdır. Adres: Amele Pazarı Mevkii Güneş Hastanesi karşısı...” falan filan...
Adını vermeyen bu firma sahibini bu yaratıcı düşüncesinden ötürü tebrik ediyoruz. Ve bu tür teşviklerini geliştirmesini bekliyoruz. Misal fazladan, iki rekat kılan kişilere ekstra sucuklu yumurta, namaz sonundaki dualarda, söz konusu firma için önümüzdeki yıl için maksimim kar dileyen katılımcılara ekstra olarak bal kaymak vaat etsin. Bunları yaptığınız katılım en az bir %20-30 oranında değişecektir. Yoksa kuru ekmekle iki zeytine kimse tatlı uykusundan feragat etmez efendim. Bizden söylemesi...

Patronlar işçiye tazminat ödemiyor

Kıdem tazminatının kaldırılmasını isteyen patronlar, Diyarbakır’da fiili olarak bu hakkı gasp ettiler

Türkiye’de patron örgütleri ve hükümetler, işçilerin kıdem ve ihbar tazminatı haklarını budayan yasalar çıkarmak için çalışıyorlar. Diyarbakır’da ise patronlar, herhangi bir yasanın çıkmasını beklemeden, işçilerin en temel haklarını gasp etmiş durumda.
Diyarbakır’da işçilerin en çok başvurduğu avukatlardan biri olan İsmail Dolap, patronun, işe aldığı işçiye boş senetlere, “Kıdem ve ihbar tazminatımı, fazla mesai ücretimi, yıllık iznimi vs. aldım” yazılı belgelere imza attırdığını söyledi.
Bu nedenle özel sektörde çalışan işçilerin büyük çoğunluğunun, işten çıkarılırken tazminat almadığını belirten Dolap “Bu durum adeta Diyarbakır’da yazılı olmayan bir yasa gibi uygulanıyor” diye konuştu. Dolap, bu yolla işçilerin tüm haklarının ellerinden alındığını, yasal yoldan haklarını aramalarının da önüne geçildiğini anlattı.
Burada yasa yok!
Şimdiye kadar hastanelerde çalışan taşeron işçiler, güvenlik şirketlerinde çalışan personel, baraj işçileri, mermer ve tekstil fabrikalarından işçilerin patronlara karşı hakkını mahkemelerde savunan İsmail Dolap, Diyarbakır ve bölgede, çalışma yasalarının uygulanmadığını söyledi. Dolap, yasalarda son yıllarda işçilerin lehine bazı değişiklikler yapıldığını ancak patronların bu yasalara uymadığını dile getirdi.
İşe iade davlarının çoğunlukla işçinin lehine sonuçlandığını belirten Dolap, “İşçi lehine sonuçlansa da patron, kötü niyet tazminatı ödeyerek işçiyi işe almıyor. Burada yasa ve mahkeme kararı, işçinin lehine olmasına rağmen işveren, 4 aylık ücret tutarında tazminat vererek ya da hiç vermeyerek işe geri almıyor” diye konuştu.
Dolap, mahkeme kararlarının uygulanmasında da ciddi sıkıntılar yaşandığını kaydetti.
İşçi hakkı insan hakkıdır
Diyarbakır ve bölgede, işçilerin çalışma yasaları ve sosyal güvenlik hakkında bilgisiz ve bilinçsiz olduğunu söyleyen Dolap, şunları dile getirdi: “İşçilerin lehine olan yasaların etkin uygulanabilmesi için işçilerin bilinçlenmesi ve kendi haklarının farkına varması gerekiyor. Sivil toplum örgütleri işçilere, eğitim ve bilinç vermeli. Seminerler düzenlenmeli. Çünkü Diyarbakır’da çalışma yaşamında da birçok ağır hak ihlali yaşanıyor. Bölgedeki çalışma koşulları çok ağır, alınan ücret çok az ve bunlar büyük hak ihlalleri olarak görülmeli. Asgari ücretle, ağır çalışma koşullarında çalıştırılmak; ağır bir insan hakları ihlalidir. Asgari ücretle çalışan birçok müvekkilimin; kredi kartları nedeniyle, ev kirasını ödeyemediği için ya da başka ihtiyaçlarını karşılayamadığı için icralık olduğunu biliyorum.” (Diyarbakır/EVRENSEL)

Saturday, January 20, 2007

Ankara da yeşil otobüs tartışması

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı i.Melih Gökçek, yeşil halk otobüslerinin, sözleşme sürelerinin 2007 de dolmasının ardından seferden kaldırılacağını, yerlerine belediyeye ait otobüslerin konulacağını bildirdi.
Büyükşehir Belediyesi nden yapılan yazılı açıklamaya göre Gökçek, yeşil halk otobüslerinin sözleşme sürelerinin 2007 yılı Nisan ayında dolmasının ardından trafikten çekileceğini açıklamaları üzerine, otobüs sahiplerinin yürütmeyi durdurma istemiyle belediye aleyhine çeşitli davalar açtığını anımsattı.
Davaların, İdare Mahkemelerince reddedildiğini bildiren Gökçek, alınan kararlar doğrultusunda yeşil halk otobüslerinin, sözleşme sürelerinin dolmasının ardından seferden kaldırılacağını belirtti. Gökçek, seferden kaldırılan otobüslerin yerlerine belediyeye ait yeni otobüslerin konulacağını kaydetti.