Monday, January 29, 2007
Enerji aydınlatacak mı karartacak mı?
Enver Şat-enversat@mynet.com
Bu yıl hiç iyi başlamadı. Yapılanlara ve yapılacağı söylenenlere baktığımızda ise durumun daha da kötüleşeceği açıktır.
Enerjinin özelleştirilmesi basit bir ticari faaliyet değildir. Örneğin; Sümerbank’a ait ayakkabı fabrikasının özelleştirilmesiyle, enerjinin özelleştirilmesinin aynı şey değildir. Sümerbank ya da Tekel’e ait bir işletmenin özelleştirilmesi demek; halkın alın teri göz nuruyla yapılan birikimlerinin bir kısmının önce yerli sömürgenlere, sonra da direk emperyalist sermayelere gitmesi demektir. Bu olay elbette ki kötüdür, savunulacak bir tarafı yoktur, ülkenin ve halkın zararına olan bir uygulamadır ve buna karşı mücadele etmek gerekir. Ama enerjinin özelleştirilmesi, bir anlamda ülkenin özelleştirilmesidir. Bu ülkeyi dağıtacak en önemli uygulama enerjinin özelleştirilmesidir. Enerjinin emperyalist sermayenin eline geçmesi ise; iç savaştan beter bir durum ortaya çıkartacaktır. Çünkü ekonominin tekrar ayağa kalmasının önü kesilmiş olacaktır.
Elimde Makine Mühendisleri Odası’nın “Enerji Politikaları Yerli, Yeni ve Yenilenebilir Enerji Kaynakları Raporu” var. Zaman zaman bu rapordan alıntılar yapmaktayım yazılarımda. Değerli bir çalışma. Ayrıca Mustafa Kadıoğlu’dan aldığım Elektrik Mühendisleri Odası’nın “Türkiye Karanlıkta Kalmasın Elektrik Özelleştirilemez” isimli broşürü bulunmakta. Halkın aydınlatılması için güzel bir çalışma yapılmış.
EMO’nun broşüründe de belirtildiği gibi enerjideki özelleştirmeleri uluslararası büyük şirketler ve özel sektör ısrarlı bir şekilde istemektedirler. Bunun önemli bir nedeni enerji sektörünün çok karlı bir alan olmasıdır. Ama olayı sırf bu kısmıyla değerlendiremeyiz. Çünkü enerjinin özelleştirilmesi; aynı zamanda ekonominin denetiminin de bu kesimlerin eline bırakılması demektir.
Küresel anamalcılık daralan kâr payını artırabilmek, en azından şimdiki durumunu koruyabilmek için hizmet sektörüne, tarım, enerji, bilişim gibi alanların getirimine göz dikmiş durumda. Emperyalizmle işbirliği içerisinde olan yerli firmalar bu alanlardaki özelleştirmelerden şimdilik kaydıyla oldukça büyük karlar elde edeceklerdir. Ama zaman içerisinde ellerindeki işletmeleri gene bu küresel güçlere kaptırmaktan kurtulamayacaklardır. Çünkü her ne kadar dolar milyarderi zenginlerimizin sayısı 26 kişiyi bulmuş olsa da; bizdeki burjuvazi hem emperyalist sermayenin eklentisi durumundadır, hem de emperyalist sermayeyle boy ölçüşecek güçte değildir. Anamalcılığın geldiği bu küreselleşme ortamında, anamalcı düzen içerisinde kalkınmayı hedefleyen ülkelerde, “milli sermaye”, veya “milli burjuva”dan söz edilemez. Günümüz koşullarında bizim gibi “çevre ülkelerde” milli sermaye ancak kamu sermayesidir. Kamunun elindeki kurumların elden çıkartılması; ulusal ekonominin uluslararası tekellere devredilmesinden başka bir şey değildir.
Şimdi enerjinin ulusal yatırım olmaktan çıkmasının ne anlama geldiğini sanırım enerjinin ekonomideki rolüne baktığımızda daha iyi anlamaktayız. Bir ülkede ve dünyada, enerjiyi elinde bulunduran güçler, etki alanları içerisindeki coğrafyada ekonomiyi de ellerinde bulunduracak güce sahip olurlar. Çünkü enerji olmadan hiçbir ekonomik faaliyet olamaz. Enerjinin ucuz ve güvenilir olması veya olmaması ise o ülkede ekonominin kaderini belirlemektedir. Bu nedenledir ki; enerjiye sahip çıkmak, ülkeye sahip çıkmaktır.
Kısacası bir ülkeyi tek bir kurşun atmadan köleleştirip, onun yeraltı ve yerüstü zenginliklerini sömürmek istiyorsanız, ekonomisinin denetimini ele geçirmeniz yeterlidir. Ondan sonra bırakın gönderlerinde kendi bayrakları dalgalansın. Hatta onlara dev boyutlarda bayraklar yaptırıp, dev gibi direklere astırın. Her fırsatta milli marşlarını okumalarını teşvik edin ki onlar bağımsız olduklarını sansınlar.
Sahi, ekonominin dizginleri kimlerin elinde?
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment