Sarpdere-sarpdere@gmail.com
Bir çocuk daha düştü çukurdan içeriye. Son bir ayda dördüncü çocuktu. Kocaeli, Ağrı, İstanbul… Ve son olarak da Adana. Düştüler ve öldüler. Ondan öncekiler de vardı. Arabasıyla uçanlar… Çukuru görüp de kaçamayanlar… Düşecekken son anda kurtulma şanısın yakalayanlar. Ve o çocuklar gibi yakalayamayıp yakalananlar. Sonra tartışmalar başladı. Çukuru kim açmıştı? Sorumluluktan kim veya kimler nasıl kaçmıştı? Kim açtığı çukurları kapamamıştı? Çukurlar çocuklara düşman mıydı? Bu çukurları ne yapmalıydı? Ağzını kapatıp ta mı saklamalıydı… Etrafını çevirip de mi saklamalıydı? İstanbul Belediyesi açıklama yapmıştı: Sorumlu müteahhide kısıtlamalar getirilecekti… O firma birkaç zaman ihalelere giremeyecekti. Yok, hayır pardon; Kazandıkları bir ihale vardı, onu yürütecek, sonrasındakilere giremeyecekti. Ne de olsa burası hukuk devletiydi: “Kazanılmış haklara” müdahale edilemezdi! Kurcalanınca anlaşılmıştı: Söz konusu firma trilyonluk ihaleler almıştı. *** Sonra firma yetkilisi, çukura dikkat etmeyen çocuğun sorumluluğunu hatırlatmıştı! Onlar vicdanen ve cüzdanen rahattı. Yasağa gelince. Komik yaaa. Herkes çok iyi bilirdi bu türden kamusal ihalelere aynı firma bir kaç değişik isimle girer, sonra açık arttırma ya da eksiltmede kendi aralarında çok fena rekabet yapıp ihaleyi alırdı. Yani zar onlardaydı. Ve zarın her yanı altı noktalıydı. Nasıl atarsa atsın onlar daima düşeşi kazanırdı. Ne yapsınlar işte, kısmetli adamlardı! Şöyle bir bakın çevrenize; En çok ne görüyorsunuz? Kaldırım sökmeler… Kaldırım taşı döşemeler… Kırılan asfaltlar… Dökülen asfaltlar… Durmadan gidip gelen makineler… Yıkılan ve dikilen üst geçitler, alt geçitler, viyadükler, köprüler… Ve yine bakınız: Kaç on yeni müteahhit türedi şehrinizde? Kaç bin yeni işbilir, işbitirir kapkaççı türedi? Ve kendimize soruyoruz: Bu memleketin kaynakları nereye gidiyor? Neden borçlar büyüyor? Neden ekonomi ha bire düzeliyor da... Halk fakirleşiyor? Ve neden açılan çukurlar da birileri zenginleşiyor da… Çocuklar ölüyor? Memleket çukurun içinde… Biz gırtlağımıza kadar çukurun ortasındayız.
Tuesday, March 13, 2007
Angola IMF'ye resti çekti
13 Mart 2007
A.A.
Afrika'nın yoksul ülkelerinden Angola, Uluslararası Para Fonunun (IMF) yardımına ihtiyacı olmadığını bildirdi.Angola'da yayımlanan Journal de Angola gazetesinin haberine göre, Maliye Bakanı Jose Pedro de Morais, IMF'ye gönderdiği mektupta, “IMF'nin hazırlayacağı bir ekonomik programın Angola'nın şu ana dek sağlamış olduğu ekonomik ve sosyal istikrarın korunmasına yaramayacağını” belirtti.Angola hükümetinin IMF'nin verilecek kredileri siyasal reformlar yapılması şartına bağlamasından rahatsız olduğu kaydediliyor. Gözlemciler, yıllarca dünyanın en yoksul ülkeleri arasında sayılan Angola'nın ülkeyi çöküşün eşiğine getiren iç savaşı sona erdirdikten sonra, başlıca ihraç ürünü olan petrolün uluslararası fiyatlarının yükselmesi ve özellikle Çin olmak üzere üçüncü dünya ülkeleriyle kurduğu elverişli mali ilişkiler sayesinde Batıya bağımlılıktan kurtulmaya başladığını bildiriyorlar.
A.A.
Afrika'nın yoksul ülkelerinden Angola, Uluslararası Para Fonunun (IMF) yardımına ihtiyacı olmadığını bildirdi.Angola'da yayımlanan Journal de Angola gazetesinin haberine göre, Maliye Bakanı Jose Pedro de Morais, IMF'ye gönderdiği mektupta, “IMF'nin hazırlayacağı bir ekonomik programın Angola'nın şu ana dek sağlamış olduğu ekonomik ve sosyal istikrarın korunmasına yaramayacağını” belirtti.Angola hükümetinin IMF'nin verilecek kredileri siyasal reformlar yapılması şartına bağlamasından rahatsız olduğu kaydediliyor. Gözlemciler, yıllarca dünyanın en yoksul ülkeleri arasında sayılan Angola'nın ülkeyi çöküşün eşiğine getiren iç savaşı sona erdirdikten sonra, başlıca ihraç ürünü olan petrolün uluslararası fiyatlarının yükselmesi ve özellikle Çin olmak üzere üçüncü dünya ülkeleriyle kurduğu elverişli mali ilişkiler sayesinde Batıya bağımlılıktan kurtulmaya başladığını bildiriyorlar.
Wednesday, February 28, 2007
Saturday, February 24, 2007
108 trilyonluk skandal
108 trilyonluk skandal
Elif Görgü
İETT’nin Ayazağa Garajı’nın özel sektöre 10 yıllığına devretme ihalesinde 108 trilyonluk liralık skandal ortaya çıktı. 15 Şubat 2007’de üçüncü kez ertelenen ihale dün İETT Genel Müdürlüğu’nde gerçekleştirildi. Dört firmanın teklif vermesiyle yapılan ihalede şartnamenin değiştirildiği ortaya çıktı. Değişikliğe göre ihaleye 10 yıl için yaklaşık 120 trilyon lira bedel ödemesi gereken firma sadece 12 trilyon TL ödeyecek. İhaleyi alan firmanın yılda 60 trilyon lira kazanacağı tahmin ediliyor. Tüm Bel Sen 4 No’lu Şube Başkanı Halim Gürbüz , “Değiştirilen şartname ile peşkeş üstüne peşkeş eklenmiş oldu” dedi.
Bir kelimenin bedeli 108 trilyon
Eski şartnamede “toplam yıllık hat kira bedeli” 12 milyon 32 bin 334 YTL (yaklaşık 12 trilyon ) iken yeni şartnamede “yıllık” sözü çıkartılarak toplam 10 yıllık hat kira bedeli 120 trilyon olması gerekirken, 12 trilyona indirildi.
Aynı şekilde eski şartnamede “araç başına yıllık kira bedeli” 26 bin 738 YTL (yaklaşık 27 milyar TL) iken, yeni şartname de yine “yıllık” ifadesi yer almadı. Böylece ihaleyi alan firma 10 yılda araç başına hat bedeli olarak 270 milyar ödeyecekken, bu miktar 27 milyar TL’ye düşürülmüş oldu. Şartnamede bir tek 10 milyon 698 bin 912 YTL (yaklaşık 10 trilyon 700 milyar) olarak belirlenen “yıllık garaj kirası bedeli”nde değişiklik yapılmadı. Yeni şartname de bu kısımdaki “yıllık” sözü aynen kaldı.
60 trilyon kazanacaklar
İlk defa 4 Aralık 2006’da yapılan ihale, iki kez tek teklif veren firmanın Albayraklar olması gerekçesiyle iptal edilmiş, 15 Şubat 2007’deki son ihale ise tek teklif olsa da gerçekleşeceği açıklanmasına rağmen ertelenmişti. Değişen şartname koşulları bu ihalenin neden ertelendiğini de ortaya çıkarmış oldu. Firmanın yılda 60 milyon YTL kar edeceği tahmin ediliyor. (İstanbul/EVRENSEL)
Dört firma teklif verdi
İETT Genel Müdürlüğünün üç defa ertelediği Ayazağa Garajı ihalesi bu sefer gerçekleştirildi ve ihaleye 4 firma taklif verdi. İETT Genel Müdürlüğünde yapılan ihaleye, Güneş-Albayrak A.Ş. 682.5 bin YTL, Eurobus Invest-Metropolitan-Yeni İstanbul Halk Otobüsleri-İstanbul Halk Ulaşım-Öz Ulaşım A.Ş. 700 bin YTL, Turex-Efatur A.Ş. 750 bin YTL ve Kara Turizm-Hilal Meşrubat-Teknik Katı Atık Yönetimi A.Ş. ise 850 bin YTL geçici teminat bedeli ile katıldılar.Teklifleri değerlendirecek olan ihale komisyonu, firmaların yeterliliklerini inceledikten sonra gerekirse fiyat artırımı ve serbest pazarlık usulü ile ihaleyi karara bağlayacak.
Tüm Bel Sen: İki kat peşkeş
Gazetemize konuşan Tüm Bel Sen 4 No’lu Şube Başkanı Halim Gürbüz yeni şartname ile ihaleyi kazanacak firmanın 108 trilyon affa uğradığını onaylayarak, “Bu özelleştirmenin bir peşkeş olduğu zaten söylüyorduk. Değiştirilen şartname ile peşkeş üstüne peşkeş eklenmiş oldu. Halbuki sadece 2006 yılında Ayazağa Garajına bağlı hatlardan 60 trilyon kazanıldı. Bu rakamlar İETT’nin kendi rakamları. Neredeyse ihale için üzerine para verecekler. Şartname eski haliyle bile kuşkuluydu bunun üzerine ilk ihale bedelinin yarısını affediyorsunuz. İhalenin iptalini istiyoruz” dedi
Öte yandan ihale öncesinde İETT Genel Müdürlüğü önünde eylem yapan Tüm Bel-Sen’liler, İETT’nin parça parça tekellere teslim edilmeye çalışıldığını söyleleyerek ihalenin iptalini istediler.
Elif Görgü
İETT’nin Ayazağa Garajı’nın özel sektöre 10 yıllığına devretme ihalesinde 108 trilyonluk liralık skandal ortaya çıktı. 15 Şubat 2007’de üçüncü kez ertelenen ihale dün İETT Genel Müdürlüğu’nde gerçekleştirildi. Dört firmanın teklif vermesiyle yapılan ihalede şartnamenin değiştirildiği ortaya çıktı. Değişikliğe göre ihaleye 10 yıl için yaklaşık 120 trilyon lira bedel ödemesi gereken firma sadece 12 trilyon TL ödeyecek. İhaleyi alan firmanın yılda 60 trilyon lira kazanacağı tahmin ediliyor. Tüm Bel Sen 4 No’lu Şube Başkanı Halim Gürbüz , “Değiştirilen şartname ile peşkeş üstüne peşkeş eklenmiş oldu” dedi.
Bir kelimenin bedeli 108 trilyon
Eski şartnamede “toplam yıllık hat kira bedeli” 12 milyon 32 bin 334 YTL (yaklaşık 12 trilyon ) iken yeni şartnamede “yıllık” sözü çıkartılarak toplam 10 yıllık hat kira bedeli 120 trilyon olması gerekirken, 12 trilyona indirildi.
Aynı şekilde eski şartnamede “araç başına yıllık kira bedeli” 26 bin 738 YTL (yaklaşık 27 milyar TL) iken, yeni şartname de yine “yıllık” ifadesi yer almadı. Böylece ihaleyi alan firma 10 yılda araç başına hat bedeli olarak 270 milyar ödeyecekken, bu miktar 27 milyar TL’ye düşürülmüş oldu. Şartnamede bir tek 10 milyon 698 bin 912 YTL (yaklaşık 10 trilyon 700 milyar) olarak belirlenen “yıllık garaj kirası bedeli”nde değişiklik yapılmadı. Yeni şartname de bu kısımdaki “yıllık” sözü aynen kaldı.
60 trilyon kazanacaklar
İlk defa 4 Aralık 2006’da yapılan ihale, iki kez tek teklif veren firmanın Albayraklar olması gerekçesiyle iptal edilmiş, 15 Şubat 2007’deki son ihale ise tek teklif olsa da gerçekleşeceği açıklanmasına rağmen ertelenmişti. Değişen şartname koşulları bu ihalenin neden ertelendiğini de ortaya çıkarmış oldu. Firmanın yılda 60 milyon YTL kar edeceği tahmin ediliyor. (İstanbul/EVRENSEL)
Dört firma teklif verdi
İETT Genel Müdürlüğünün üç defa ertelediği Ayazağa Garajı ihalesi bu sefer gerçekleştirildi ve ihaleye 4 firma taklif verdi. İETT Genel Müdürlüğünde yapılan ihaleye, Güneş-Albayrak A.Ş. 682.5 bin YTL, Eurobus Invest-Metropolitan-Yeni İstanbul Halk Otobüsleri-İstanbul Halk Ulaşım-Öz Ulaşım A.Ş. 700 bin YTL, Turex-Efatur A.Ş. 750 bin YTL ve Kara Turizm-Hilal Meşrubat-Teknik Katı Atık Yönetimi A.Ş. ise 850 bin YTL geçici teminat bedeli ile katıldılar.Teklifleri değerlendirecek olan ihale komisyonu, firmaların yeterliliklerini inceledikten sonra gerekirse fiyat artırımı ve serbest pazarlık usulü ile ihaleyi karara bağlayacak.
Tüm Bel Sen: İki kat peşkeş
Gazetemize konuşan Tüm Bel Sen 4 No’lu Şube Başkanı Halim Gürbüz yeni şartname ile ihaleyi kazanacak firmanın 108 trilyon affa uğradığını onaylayarak, “Bu özelleştirmenin bir peşkeş olduğu zaten söylüyorduk. Değiştirilen şartname ile peşkeş üstüne peşkeş eklenmiş oldu. Halbuki sadece 2006 yılında Ayazağa Garajına bağlı hatlardan 60 trilyon kazanıldı. Bu rakamlar İETT’nin kendi rakamları. Neredeyse ihale için üzerine para verecekler. Şartname eski haliyle bile kuşkuluydu bunun üzerine ilk ihale bedelinin yarısını affediyorsunuz. İhalenin iptalini istiyoruz” dedi
Öte yandan ihale öncesinde İETT Genel Müdürlüğü önünde eylem yapan Tüm Bel-Sen’liler, İETT’nin parça parça tekellere teslim edilmeye çalışıldığını söyleleyerek ihalenin iptalini istediler.
Thursday, February 22, 2007
hukuk köşesi
SORU: Biz işçiler, çalıştığımız işyerinde ücretlerin ödenmesi ile ilgili problemlerle çok sık karşılaşıyoruz. Ücretlerimiz hiçbir zaman gününde ödenmiyor. Hep daha öncelikli ödemeler oluyor ve bizim ücretlerimiz sürekli geç ödeniyor. Bazen bir sonraki ay ödendiği dahi oluyor. Bu durum, zaten zor geçinen bizleri daha da sıkıntıya düşürüyor. Bazı arkadaşlar bu şartlar altında artık çalışamayacaklarını söylüyorlar. Eğer işi bırakırlarsa kıdem tazminatlarını alabilirler mi? Hakkımızı alabilmek için başka ne gibi yollar vardır?
CEVAP: İşçinin iş sözleşmesini derhal fesih hakkı İş Kanunu’nun 24. maddesinde düzenlenmektedir. Bu maddedeki düzenlemelere göre iş sözleşmesini; ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller başlığı altında düzenlenen, “ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa” hükmüne dayanarak feshetme hakkınız bulunmaktadır. Haklı sebeple derhal fesih söz konusu olduğu için ihbar tazminatını alabilmeniz mümkün olamayacaktır.
Ayrıca, ücretinizi alabilmek için kullanabileceğiniz diğer bir yol da İş Kanunu’nun 34. maddesinde “ücretin gününde ödenmemesi” başlığı altında düzenlenen hükümlerdir. Buna göre ücreti, ödeme gününden itibaren 20 gün içinde ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. İş görme borcunu yerine getirmeme, sayısal olarak toplu olarak yapılsa bile bu durum, grev olarak nitelendirilmeyecektir. Bu şekilde iş görme borcunu ifa etmeyen işçilerin iş sözleşmeleri feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz. Dolayısıyla işyerinizde ücretini alamayan işçiler, birlikte bu haklarını da kullanabilirler.
CEVAP: İşçinin iş sözleşmesini derhal fesih hakkı İş Kanunu’nun 24. maddesinde düzenlenmektedir. Bu maddedeki düzenlemelere göre iş sözleşmesini; ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller başlığı altında düzenlenen, “ücretin parça başına veya iş tutarı üzerinden ödenmesi kararlaştırılıp da işveren tarafından işçiye yapabileceği sayı ve tutardan az iş verildiği hallerde, aradaki ücret farkı zaman esasına göre ödenerek işçinin eksik aldığı ücret karşılanmazsa, yahut çalışma şartları uygulanmazsa” hükmüne dayanarak feshetme hakkınız bulunmaktadır. Haklı sebeple derhal fesih söz konusu olduğu için ihbar tazminatını alabilmeniz mümkün olamayacaktır.
Ayrıca, ücretinizi alabilmek için kullanabileceğiniz diğer bir yol da İş Kanunu’nun 34. maddesinde “ücretin gününde ödenmemesi” başlığı altında düzenlenen hükümlerdir. Buna göre ücreti, ödeme gününden itibaren 20 gün içinde ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. İş görme borcunu yerine getirmeme, sayısal olarak toplu olarak yapılsa bile bu durum, grev olarak nitelendirilmeyecektir. Bu şekilde iş görme borcunu ifa etmeyen işçilerin iş sözleşmeleri feshedilemez ve yerine yeni işçi alınamaz. Dolayısıyla işyerinizde ücretini alamayan işçiler, birlikte bu haklarını da kullanabilirler.
Thursday, February 8, 2007
Ankara ve kentin ruhu
Hüsnü Öndül-
Ankara’da on iki yılı aşkın iktidarda olan bir zihniyet var. Bu zihniyet nezdinde hayat, iki nokta arasındaki mesafeden ibaret. ‘İki nokta arasındaki mesafeden ibaret’ sözü eksik bir söz. O iki nokta arasındaki mesafeyi düz çizgi olarak gören ve düz çizgiyi taşıtlar için çizen bir zihniyet iktidarda.
Kentin kişiliğine müdahalede bulunuyor her gün.
Ruhuna.
Elinde kazma.
Elindeki kazma, bir kültürü de simgeliyor.
Tiyatro, sinema, resim, heykel, kültür salonları yok bu kültürde. Bölgesel ya da evrensel ölçekte bilimsel, kültürel etkinliğin ev sahipliği yok bu kültürde.
Ulus’a da (Ankara’nın tarihi kent merkezi) müdahale edecekmiş. Aman ha! Yıktığınız, yok ettiğiniz yeter. Bırakın bu halde kalsın. Kentin tarihine, kültürüne saygılı bir yönetim döneminde yapılır düzenlemeler. Bırakın, kalsın!
Bulvar’ı zincirlerle kuşatmıştı bir zamanlar. Yıllarca sürdü, zincirli, kelepçeli hayatı, Kızılay’ın tam orta yerinden geçen Atatürk Bulvarı’nın.
Kentli haklarından habersiz bir yönetim, elindeki kazmayı, kentin tarihine, çevresine, fiziki durumuna sallıyor.
Hayat iki nokta arasındaki mesafedir o anlayışa göre. Bir yerden bir yere, en kısa zamanda ve taşıtla gitmekten ibaret hayat. “İki nokta” da kullanılıyor. Kentin merkezindeki kavşaklar ve köprüler, trafik yoğunluğunu bir noktadan başka bir noktaya aktarma işlevi görüyor. Köprüler insanların evlerinin, işyerlerinin camlarının dibinden geçiriliyor (Tarihi Sıhhiye meydanındaki (u) köprüsü, Mithatpaşa Caddesi’nin Ziya Gökalp Caddesi ile kesiştiği noktadaki köprü). Aktarma yapılan yığılmalar bir süre sonra köprüler ve kavşakların içinde, tünellerde oluşuyor.
Dün Kuğulu Park’tan geçip, Hürriyet Ankara Temsilciliği’nin bulunduğu Cinnah Caddesi’ne gittim. PTT’de işim vardı. Tüneli gördüm. Hürriyet’in önündeki tüneli. Atatürk Bulvarı’ndan Cinnah’a uzanan tüneli. Bulvarı, ta eski TRT binasının oradan delik deşik eden, büyükelçiliklerin sıralandığı bir mekanı lime lime eden tüneli gördüm.
Ankara, Cumhuriyet’in başkenti idi ve şehircilik açısından çok önem verilen bir kentti.
Yol üstünde bir usta, bir vatandaşa, belediye başkanından duyduğunu aktarıyordu:
- Buradan havaalanına hiç ışıklara takılmadan gideceksin!
Bu kadar işte. Usta kendisine öğretileni tekrarlıyordu.
Yerel yönetimin bakış açısı bununla sınırlıydı.
Ulaşım hakkı var ve fakat dolaşım hakkı yok.
Bulvar, bulvar olmaktan çıkarılıyormuş, bulvarın estetiği yok ediliyormuş, bunun önemi yok.
12 Eylül döneminde başlamıştı Atatürk Bulvarı üzerindeki tüp geçit uygulamaları. Atanmış belediye başkanı kondurmuştu bulvarın tam orta yerine tüp geçitleri. Geçitler birbiri takip etti. Şimdi Kızılay ve civarı, üst ve alt geçitlerle çevrilmiş durumda. Ve tünellerle delik deşik edilmiş kentin tüm alanları. Meydanlara hiçbir sıcaklık beslemeyen bir yönetim var. Her meydan, inşaat firmaları için kavşak yapılacak yerdir artık. Alt ve üst geçitler, kavşaklar ve tünellerden ibarettir artık kent.
Ankara kentine, kentin fiziki ve tarihsel dokusuna tarih bilincinden yoksun eller kazma vurmaktadır.
Şehircilik ilkeleri hiçe sayılmaktadır.
Kentli hakları ihlal edilmektedir.
Ankara kentinin dokusuna ve ruhuna zarar verilmektedir.
Kent ağlamaktadır.
Ankara’da on iki yılı aşkın iktidarda olan bir zihniyet var. Bu zihniyet nezdinde hayat, iki nokta arasındaki mesafeden ibaret. ‘İki nokta arasındaki mesafeden ibaret’ sözü eksik bir söz. O iki nokta arasındaki mesafeyi düz çizgi olarak gören ve düz çizgiyi taşıtlar için çizen bir zihniyet iktidarda.
Kentin kişiliğine müdahalede bulunuyor her gün.
Ruhuna.
Elinde kazma.
Elindeki kazma, bir kültürü de simgeliyor.
Tiyatro, sinema, resim, heykel, kültür salonları yok bu kültürde. Bölgesel ya da evrensel ölçekte bilimsel, kültürel etkinliğin ev sahipliği yok bu kültürde.
Ulus’a da (Ankara’nın tarihi kent merkezi) müdahale edecekmiş. Aman ha! Yıktığınız, yok ettiğiniz yeter. Bırakın bu halde kalsın. Kentin tarihine, kültürüne saygılı bir yönetim döneminde yapılır düzenlemeler. Bırakın, kalsın!
Bulvar’ı zincirlerle kuşatmıştı bir zamanlar. Yıllarca sürdü, zincirli, kelepçeli hayatı, Kızılay’ın tam orta yerinden geçen Atatürk Bulvarı’nın.
Kentli haklarından habersiz bir yönetim, elindeki kazmayı, kentin tarihine, çevresine, fiziki durumuna sallıyor.
Hayat iki nokta arasındaki mesafedir o anlayışa göre. Bir yerden bir yere, en kısa zamanda ve taşıtla gitmekten ibaret hayat. “İki nokta” da kullanılıyor. Kentin merkezindeki kavşaklar ve köprüler, trafik yoğunluğunu bir noktadan başka bir noktaya aktarma işlevi görüyor. Köprüler insanların evlerinin, işyerlerinin camlarının dibinden geçiriliyor (Tarihi Sıhhiye meydanındaki (u) köprüsü, Mithatpaşa Caddesi’nin Ziya Gökalp Caddesi ile kesiştiği noktadaki köprü). Aktarma yapılan yığılmalar bir süre sonra köprüler ve kavşakların içinde, tünellerde oluşuyor.
Dün Kuğulu Park’tan geçip, Hürriyet Ankara Temsilciliği’nin bulunduğu Cinnah Caddesi’ne gittim. PTT’de işim vardı. Tüneli gördüm. Hürriyet’in önündeki tüneli. Atatürk Bulvarı’ndan Cinnah’a uzanan tüneli. Bulvarı, ta eski TRT binasının oradan delik deşik eden, büyükelçiliklerin sıralandığı bir mekanı lime lime eden tüneli gördüm.
Ankara, Cumhuriyet’in başkenti idi ve şehircilik açısından çok önem verilen bir kentti.
Yol üstünde bir usta, bir vatandaşa, belediye başkanından duyduğunu aktarıyordu:
- Buradan havaalanına hiç ışıklara takılmadan gideceksin!
Bu kadar işte. Usta kendisine öğretileni tekrarlıyordu.
Yerel yönetimin bakış açısı bununla sınırlıydı.
Ulaşım hakkı var ve fakat dolaşım hakkı yok.
Bulvar, bulvar olmaktan çıkarılıyormuş, bulvarın estetiği yok ediliyormuş, bunun önemi yok.
12 Eylül döneminde başlamıştı Atatürk Bulvarı üzerindeki tüp geçit uygulamaları. Atanmış belediye başkanı kondurmuştu bulvarın tam orta yerine tüp geçitleri. Geçitler birbiri takip etti. Şimdi Kızılay ve civarı, üst ve alt geçitlerle çevrilmiş durumda. Ve tünellerle delik deşik edilmiş kentin tüm alanları. Meydanlara hiçbir sıcaklık beslemeyen bir yönetim var. Her meydan, inşaat firmaları için kavşak yapılacak yerdir artık. Alt ve üst geçitler, kavşaklar ve tünellerden ibarettir artık kent.
Ankara kentine, kentin fiziki ve tarihsel dokusuna tarih bilincinden yoksun eller kazma vurmaktadır.
Şehircilik ilkeleri hiçe sayılmaktadır.
Kentli hakları ihlal edilmektedir.
Ankara kentinin dokusuna ve ruhuna zarar verilmektedir.
Kent ağlamaktadır.
Ve Ayşe Teyze küresel ısınmayı yarattı!
Yücel Sarpdere-sarpdere@gmail.com
Çevre ve Orman Bakanımız, küresel ısınma meselesini çözdü!
Elbette bu iyi haber!
Ki, bakanlık çözüm yeridir.
Gerçi sayın bakanımız küresel ısınma meselesini çözmüyor…
Çözüm yolunu gösteriyor!
Olsun…
Bakan oldu diye küresel ısınmayı da o çözecek değil ya!
O, nedenleri niçinleri ortaya koyacak…
Çözüm yolunu gösterecek…
Nitekim neymiş küresel ısınma?
Ne sera gazları… Ne asit yağmurları…
Ne yok edilen, yağmalanan yağmur ormanları…
Ne savaşlar… Ne kimyasal silahlar…
Nükleer bombalar… Yakıp yıkmalar…
Ne tarımda aşırı kullanılan kimyasal bileşimler, gübreler, hormonlar…
Ne onlar ne de bunlar…
Bunları yaratanlar mesuliyet yüklenmeyecek, bu işle ilgilenmeyecek.
Küresel ısınmayı Ayşe teyze çözecek!
Çünkü böyle buyurdu bakan!
Demek Kyoto sözleşmesine de imza atmayan Ayşe Hanım’mış da!…
Dünya, Amerika falan diye yanlış anlamış!
Ah Ayşe Teyze ah!
Meğersem evde sessiz sessiz oturur gibi yaparken iklimleri şaapmış!
***
Bakan beyin diğer bir güzel yanı da şu:
Sadece görevi Ayşe Teyze’ye vermekle kalmıyor, vecibeleri de sıralıyor:
Ayşe Teyze çeşmeyi fazla açık tutmayacak…
Bulaşık makinesini tam doldurup çalıştıracak.
Makinesi yoksa?
Bakın, bakan bey bu noktaya açıklık getirmemiş.
Bu kendisinin bir eksikliği olup, sanırız kısa zamanda giderir.
Ayşe Hanım başka ne yapacak?
Fazla elektrik harcamayacak…
Kim bilir belki de kocasını evde sera gazı çıkartmaması için uyaracak!
Bunun için kuru fasulye tüketimi azalacak!
Bakan bey ise Sinop’a nükleer santral yapacak!
Yatağan da bacalar zehir kusacak!
Amerika, Avrupa ve diğer sanayisi gelişkin ülkeler kar için dünyayı zehre boğacak!
Bunlar küresel ısınmaya neden olmayacak.
Fakat Ayşe Teyze yok mu Ayşe Teyze!
Çamaşırı biraz fazla çitileyince küresel felaket yaşanacak!
Peki, sayın bakanım;
Ayşe Teyze’ye başka ne görevler düşüyor?
Mesela iğne ipliği kapsa, ozon tabakasındaki deliği yamasa!
Buzdolabını kapıp buzullara kadar gitse…
Eriyen buzulları kalıplara koyup yeniden buz haline getirse…
İklimlere okuyup üflese…
Kyoto Sözleşmesi’ne imza atsa…
Ayşe Teyze’ye bunları da hatırlat sayın bakanım…
Ki, madem küresel felaketi başımıza bu teyze açtı, mesuliyetten kaçmasın!
Çevre ve Orman Bakanımız, küresel ısınma meselesini çözdü!
Elbette bu iyi haber!
Ki, bakanlık çözüm yeridir.
Gerçi sayın bakanımız küresel ısınma meselesini çözmüyor…
Çözüm yolunu gösteriyor!
Olsun…
Bakan oldu diye küresel ısınmayı da o çözecek değil ya!
O, nedenleri niçinleri ortaya koyacak…
Çözüm yolunu gösterecek…
Nitekim neymiş küresel ısınma?
Ne sera gazları… Ne asit yağmurları…
Ne yok edilen, yağmalanan yağmur ormanları…
Ne savaşlar… Ne kimyasal silahlar…
Nükleer bombalar… Yakıp yıkmalar…
Ne tarımda aşırı kullanılan kimyasal bileşimler, gübreler, hormonlar…
Ne onlar ne de bunlar…
Bunları yaratanlar mesuliyet yüklenmeyecek, bu işle ilgilenmeyecek.
Küresel ısınmayı Ayşe teyze çözecek!
Çünkü böyle buyurdu bakan!
Demek Kyoto sözleşmesine de imza atmayan Ayşe Hanım’mış da!…
Dünya, Amerika falan diye yanlış anlamış!
Ah Ayşe Teyze ah!
Meğersem evde sessiz sessiz oturur gibi yaparken iklimleri şaapmış!
***
Bakan beyin diğer bir güzel yanı da şu:
Sadece görevi Ayşe Teyze’ye vermekle kalmıyor, vecibeleri de sıralıyor:
Ayşe Teyze çeşmeyi fazla açık tutmayacak…
Bulaşık makinesini tam doldurup çalıştıracak.
Makinesi yoksa?
Bakın, bakan bey bu noktaya açıklık getirmemiş.
Bu kendisinin bir eksikliği olup, sanırız kısa zamanda giderir.
Ayşe Hanım başka ne yapacak?
Fazla elektrik harcamayacak…
Kim bilir belki de kocasını evde sera gazı çıkartmaması için uyaracak!
Bunun için kuru fasulye tüketimi azalacak!
Bakan bey ise Sinop’a nükleer santral yapacak!
Yatağan da bacalar zehir kusacak!
Amerika, Avrupa ve diğer sanayisi gelişkin ülkeler kar için dünyayı zehre boğacak!
Bunlar küresel ısınmaya neden olmayacak.
Fakat Ayşe Teyze yok mu Ayşe Teyze!
Çamaşırı biraz fazla çitileyince küresel felaket yaşanacak!
Peki, sayın bakanım;
Ayşe Teyze’ye başka ne görevler düşüyor?
Mesela iğne ipliği kapsa, ozon tabakasındaki deliği yamasa!
Buzdolabını kapıp buzullara kadar gitse…
Eriyen buzulları kalıplara koyup yeniden buz haline getirse…
İklimlere okuyup üflese…
Kyoto Sözleşmesi’ne imza atsa…
Ayşe Teyze’ye bunları da hatırlat sayın bakanım…
Ki, madem küresel felaketi başımıza bu teyze açtı, mesuliyetten kaçmasın!
Subscribe to:
Comments (Atom)