Hüsnü Öndül-
Ankara’da on iki yılı aşkın iktidarda olan bir zihniyet var. Bu zihniyet nezdinde hayat, iki nokta arasındaki mesafeden ibaret. ‘İki nokta arasındaki mesafeden ibaret’ sözü eksik bir söz. O iki nokta arasındaki mesafeyi düz çizgi olarak gören ve düz çizgiyi taşıtlar için çizen bir zihniyet iktidarda.
Kentin kişiliğine müdahalede bulunuyor her gün.
Ruhuna.
Elinde kazma.
Elindeki kazma, bir kültürü de simgeliyor.
Tiyatro, sinema, resim, heykel, kültür salonları yok bu kültürde. Bölgesel ya da evrensel ölçekte bilimsel, kültürel etkinliğin ev sahipliği yok bu kültürde.
Ulus’a da (Ankara’nın tarihi kent merkezi) müdahale edecekmiş. Aman ha! Yıktığınız, yok ettiğiniz yeter. Bırakın bu halde kalsın. Kentin tarihine, kültürüne saygılı bir yönetim döneminde yapılır düzenlemeler. Bırakın, kalsın!
Bulvar’ı zincirlerle kuşatmıştı bir zamanlar. Yıllarca sürdü, zincirli, kelepçeli hayatı, Kızılay’ın tam orta yerinden geçen Atatürk Bulvarı’nın.
Kentli haklarından habersiz bir yönetim, elindeki kazmayı, kentin tarihine, çevresine, fiziki durumuna sallıyor.
Hayat iki nokta arasındaki mesafedir o anlayışa göre. Bir yerden bir yere, en kısa zamanda ve taşıtla gitmekten ibaret hayat. “İki nokta” da kullanılıyor. Kentin merkezindeki kavşaklar ve köprüler, trafik yoğunluğunu bir noktadan başka bir noktaya aktarma işlevi görüyor. Köprüler insanların evlerinin, işyerlerinin camlarının dibinden geçiriliyor (Tarihi Sıhhiye meydanındaki (u) köprüsü, Mithatpaşa Caddesi’nin Ziya Gökalp Caddesi ile kesiştiği noktadaki köprü). Aktarma yapılan yığılmalar bir süre sonra köprüler ve kavşakların içinde, tünellerde oluşuyor.
Dün Kuğulu Park’tan geçip, Hürriyet Ankara Temsilciliği’nin bulunduğu Cinnah Caddesi’ne gittim. PTT’de işim vardı. Tüneli gördüm. Hürriyet’in önündeki tüneli. Atatürk Bulvarı’ndan Cinnah’a uzanan tüneli. Bulvarı, ta eski TRT binasının oradan delik deşik eden, büyükelçiliklerin sıralandığı bir mekanı lime lime eden tüneli gördüm.
Ankara, Cumhuriyet’in başkenti idi ve şehircilik açısından çok önem verilen bir kentti.
Yol üstünde bir usta, bir vatandaşa, belediye başkanından duyduğunu aktarıyordu:
- Buradan havaalanına hiç ışıklara takılmadan gideceksin!
Bu kadar işte. Usta kendisine öğretileni tekrarlıyordu.
Yerel yönetimin bakış açısı bununla sınırlıydı.
Ulaşım hakkı var ve fakat dolaşım hakkı yok.
Bulvar, bulvar olmaktan çıkarılıyormuş, bulvarın estetiği yok ediliyormuş, bunun önemi yok.
12 Eylül döneminde başlamıştı Atatürk Bulvarı üzerindeki tüp geçit uygulamaları. Atanmış belediye başkanı kondurmuştu bulvarın tam orta yerine tüp geçitleri. Geçitler birbiri takip etti. Şimdi Kızılay ve civarı, üst ve alt geçitlerle çevrilmiş durumda. Ve tünellerle delik deşik edilmiş kentin tüm alanları. Meydanlara hiçbir sıcaklık beslemeyen bir yönetim var. Her meydan, inşaat firmaları için kavşak yapılacak yerdir artık. Alt ve üst geçitler, kavşaklar ve tünellerden ibarettir artık kent.
Ankara kentine, kentin fiziki ve tarihsel dokusuna tarih bilincinden yoksun eller kazma vurmaktadır.
Şehircilik ilkeleri hiçe sayılmaktadır.
Kentli hakları ihlal edilmektedir.
Ankara kentinin dokusuna ve ruhuna zarar verilmektedir.
Kent ağlamaktadır.
No comments:
Post a Comment